John Steinbeck’ten İnci

Sel Yayıncılık tarafından basımı yapılan, Türkçe çevirisininTomris Uyar tarafından yapıldığı, on yedinci basımını okuduğum “İnci” romanından bahsedeceğim bugünkü yazımda. Eser Tomris Uyar’ ın kaleminden çok beğendiğim sunuş yazısıyla başlıyor. Hatta sizler için bu kısımdan etkilendiğim bir bölümün alıntısını bırakıyorum…

“Steinbeck, iflasların birbirini izlediği, işsizliğin, parasızlığın, açlığın kol gezdiği, insanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Toz pembe olmayan gerçekçi umudun.” 

Steinbeck, 27 Şubat 1902’de Salinas, Kaliforniya’ da dünyaya gelmiştir. Kendisiyle ilgili okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla annesi eski bir öğretmen ve ona okuma alışkanlığı edindiren kelimelerin dünyasının kapısını aralayan da o. Göçmen ve çiftçi bir ailenin çocuğudur. Eseri kaleme alan eli biraz tanıyalım istiyorum. Bizim yaşanmışlıklarımız nasıl hayat karşısındaki duruşumuzu ve onu anlamlandırma şeklimizi etkiliyorsa, yazarı tanımak bize onun eseri hakkında ipuçları verebilir. Veyahut biz eseri okurken onun hayatının yapı taşlarına erişebiliriz. Belli mi olur belki de farklılıklar bizi hayretler içinde bırakabilir.

“İnci”nin kısaca konusuna değinmeden arka planında sınıfsal farklılık, sömürgecilik, işçi sınıfı, zorlu yaşam koşulları gibi sosyolojik konuların sizi beklediğini iletmek istiyorum. Bunları hikayesini bize sunduğu Kino, karısı Juana ve bebekleri Coyotito’nun yaşadıkları üzerinden okuyucusuna sunuyor. Bütün bu zorlu yaşam koşullarını bu denli etkileyici anlatabilmesine şaşırmamalı belkide çünkü onun hayatı bu zorluklarla ve onları gözlemleyerek geçmiş.

Bugün kitaplar üzerine bir sohbet esnasında sizin de duymanız çok muhtemel eserlerinden biri olan “Gazap Üzümleri” ile “Pulitzer” ve “Ulusal Kitap Ödülü” almıştır. Bu ve bunun gibi bir çok eser vermiş, birçok okuyucunun hayatına dokunmuş, kendine özgü stiliyle edebiyatçıları da etkilemiş. Edebiyata katkılarından dolayı 1962’de “Nobel Edebiyat Ödülü”ne layık görülmüştür.

Üniversiteyi yarıda bırakmış, farklı yerlerde farklı işlerde çalışmıştır. Bir yerlerinde hep edebiyatın yer aldığı bugün bizlerinde beğenerek okuduğu eserleri kazandırdığı bu dünyadan 1968 yılının Aralık ayında kalp yetmezliği sebebiyle ayrılmıştır.Başta da söylediğim gibi onun eserlerine mekan olan Salinas, Monterey ve San Joaquin Vadisi şimdilerde “Steinbeck Ülkesi” olarak adlandırılmaktaymış. 

Özgün adıyla “The Pearl”, İnci yoksul bir hayat yaşayan, inci avcısı Kino’nun ve ailesinin hikayesini anlatıyor. Kızılderili olan Kino evet bunu belirtiyorum çünkü türlü zorbalıklara, ezilmeye, aşağılanmaya ve sömürülmeye maruz bırakılmaları ve bunun içinde yarattığı öfkeye, hüzne yer veriliyor kitapta da. Kanosu ile Körfeze Açılıp inci avına düşmek Sazlıklarda yaşayan birçok kişinin olduğu gibi Kino’ nun da işi, geçim kaynağıdır. Açlık korkusunun önündeki en büyük kalkanı aileden kalma bir kanosu olmasıdır. Tüm hikaye Kino ve Juana’nın bebeklerini bir akrebin sokmasıyla başlıyor. Tedaviye ihtiyaç olunan bir an ama herkes biliyor ve çaresizce kabullenmişler sazlıkların bitip kerpiç ve taş evlerin başladığı, yollarında kaldırımlar bahçelerinde çiçekler olan kentten buraya doktor gelmez. Juana’nın anne yüreği ve kararlılığı ile peşine kocası ve diğerlerini takıp doktora kendi gitmesi ise parası veya değerli bir şeyi olmadığı halde çocuğunu tedavi ettirmeye yetmeyecektir bunu bırakın doktor onları görmeyecektir bile. Çaresizlik… O andan sonra Kino ve ailesi kesinlikle bir inci bulmalıydı o inciye her zamankinden çok ihtiyaçları vardı. Çocuklarının hayatı söz konusuydu. 

“Juana, Tanrı’ya doğrudan bebeğinin iyileşmesi için değil, bebeklerini kurtarsın diye doktora verebilecekleri bir inci bulmak için yakarmıştı…”

Bulabildiler mi dersiniz? Evet buldular hem de o güne kadar hiç görülmemiş “Dünyanın en değerli incisi” ni buldular. Kino artık zengindi ve etrafınıda bu zenginliği, İnci’yi ona bırakmak istemeyen insanların sarması öyle çokta geç değildi. Kino’nun başta İnci’yi satarak elde edeceği para ile parası olmadığı için kabul edilmedikleri Kilise’de evlenmek, çocuğunu vaftiz ettirmek onu okula gönderip okuma yazma öğrenmesini istemek ve beni çok dugulandırdığı üzere yırtık olmayan elbiseler alabilmek ve açlıktan ölmekten korkmadan yaşamayacak olmaktan duyulan mutluluktu peki bu yeterli miydi? Bir de tüfek alacaktı iyi bir şey mi hayal etti diye sorduğum ilk anlardandı bu kısım.

“İnci’nin özü, insanların özleriyle karışınca ortaya acayip, karanlık bir tortu çıkıyor, sonra çökeliyordu… Kino herkesin düşmanı oluverdi. Haber kasabada uyuklayan sonsuz kara ve uğursuz bir şeyi uyandırmıştı; bu kara tortu bir akrebi andırıyordu, aş kokusu gelirken duyulan açlığı andırıyordu, sevgisiz kalınca duyulan yalnızlığı andırıyordu.”

Her şey de bundan sonra tersine gitmeye başladı elinden İnci’yi almak isteyenlerden kendini ve ailesinin geleceği gördüğü İnci’yi korumak kolay olmadığı gibi satmakta kolay olmayacaktı. Biliyordu, onu kandırmaya çalışacaklardı. Bu insanların başka diyarlarda olup bitenlerden haberleri yoktu ya da kitaptan doğrusunu okuyabilmek için de okuma yazmaları yoktu. Senelerce o gün çocuklarına el uzatmayan bugün kendi çıkar hesaplarıyla yanlarında biten doktor ve onun gibi insanlar onu ve ırkını aşağılamış, aç bırakmış ve yağmalamışlardı. Kino’nun bilmediği hakettiğini bulana kadar değer alacağı İnci alıcılarının hepsinin aynı adam için çalışıyor oldukları ve onun İnci’sine dair planlarıydı. Kino hayallerini gerçekleştirecekti kafaya koymuştu bu uğurda yapabileceklerine sınır bile çizmiyordu. Başka diyarlara gidecekti İnci’yi hakettiği değere satabilmek adına ama Juana şuana kadar başlarına getirilen kötülükleri İnci’nin uğursuzluğu sayıyor ve vazgeçirmeye çalışıyordu kocasını buralar Kino’nun öfkesinin vazgeçme hırsının önüne karısını da kattığı yerler keşke öfkesi karısına yönelmeseydi demeden geçmek istemiyorum buraya kadar konuşmadan anlaşan birbirlerinin yanında bir çift okumuştum oysa ki…

“Tasarlamak gerçek bir şeydir; açığa vurulmuş düşler, denenmiş demektir. Bir hayal bir kere düşünülmeye görsün, öbür gerçeklerin arasındaki yerini alır ve bir daha asla yıkılmaz ama kolaylıkla saldırıya uğrayabilir.” 

Juana durduramadı Kino’yu yanında olmaktan da geri durmadı. Düştüler o başka diyarların hiç bilmediklerini yollarına peşlerine de İnci’yi onlardan alıp onları yok etmek isteyenler düştü. Bu yol macerasını yazar çok akıcı anlatmış hemen sonunu getirme isteği uyandıracaktır sizde de ama sonu en azından benim beklediğim daha doğrusu olmasını istediğim gibi olmadı tamamen sürpriz oldu açıkçası. O yol belki hayalleri belki düzen belki öfke iyileşmesi uğruna canlarını dişlerine taktıkları çocuklarının cansız bedenini omuzlanıp döndükleri yol oldu. Dedim ya beklemiyordum böyle bir son…

“Derler ki ikisi de insan deneyiminden çok uzaklara düşmüş gibiymişler, acıdan geçip acının öte yanından çıkmışlar; derler ki, nerdeyse tılsımlı denebilecek bir koruma aylası varmış çevrelerinde.”

İnciye ne oldu diyeceksiniz tabi çirkin, uğursuz o artık. Kino ve Juana yan yana durdular batan güneşin ışıkları karşısında Kino inciyi denize fırlattı ve incinin denizde batışını yok oluşunu izlediler. 

“Ve incinin ezgisi bir fısıltıya döndü, silindi gitti.”

0 Shares:
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You May Also Like
KÖRLÜK-JOSE SARAMAGO
Read More

KÖRLÜK – JOSE SARAMAGO

Paylaşacağım ilk yorumumun güncel olarak okuduğum bir kitapla olmasını istedim. Duygusu, hissettirdikleri hala tazeyken. Kitabı beğendiğimi söylemekten ziyade,…
Read More
NAMIK KEMAL "İNTİBAH"
Read More

NAMIK KEMAL – İNTİBAH

NAMIK KEMAL “İNTİBAH” KİTAP YORUMUM Kitabı okuyanların ya da bir gün kitapla denk düşecek olanların da karşılaşacağı üzere…
Read More